Örnek Olması Açısından Resûlullah’ın (Sav) Fiilleri

Örnek Olması Açısından Resûlullah’ın (Sav) Fiilleri

Hayatının bütün yönleri tesbit edilen ve her yönüyle de beşere örnek olan yegane insan, Hz. Muhammed'dir (sav). O'nun bu örnek yönlerinin en önemli kaynağı, sünneti ve sünnetinin içinde yer alan mübarek fiilleridir. Bu sebeple, kısa da olsa daha önce sünnet hakkında söylediklerimizi izah edelim:

Sünnet, lügatte; suret, yüz, yol, istikâmet, âdet ve tabiat mânâlarına gelir139. Bu mânâlar gözönünde tutularak, Rasûlullah'ın (sav) hayat yoluna sünnet denmiştir140. Bir ıstılah olarak kelime usûl âlimleri, muhaddis ve fakihlere göre değişik mânâlarda kullanılmıştır. Bu itibarla bu ilimlerle ilgili sünnetin kısa birer tarifini vererek, ifade ettiği mânâsını izah etmeğe çalışacağız.

Sünnet: Şeriatte, bazen Hz. Peygamber'den (sav) nakledilen nafile ibadetlere, bazen de O'ndan sudur eden ve Kur'ân olarak tilavet edilmeyen, mucize olmayan Şer'î delillere denir.141 Usûlculara göre sünnetin açıklanması gereken yönü, bu Şer'î delil olan tarafıdır. Bu kısmına Hz. Peygamber (sav)'in söz, fiil ve takrirleri de girmektedir142.

Istılahların geliştiği müteahhirîn hadisçilerinin döneminde ise, sünnet ile hadis, birbiri yerine kullanılan müteradif kelimeler olarak "Hz. Peygambere (sav) nisbet edilen söz, fiil, takrir ve sıfat"143'a denmiştir. Ancak hadisle daha ziyade, "Rasûlullah'ın (sav) söz, fiil ve hallerinin bilindiği ilim"144, sünnetiyle de fiilleri kastedilir145.

Fukâhâya göre sünnet; farz ve vacip olamayan dînî vazifelere denir146.

Bu tariflerin sonunda, Rasûlullah'ın (sav) fiillerinin sünnetinin içinde önemli bir yer aldığını görmüş oluruz.

Diğer taraftan sünnet, kaynağı itibariyle Peygamber'imize (sav) verilen iki şeyden (Kur'ân ve Sünnet) biridir147. Bu iki şeyden en mühimmi olan Kur'ân, vahyedilmekle tilavet olunmuş (matluv), biraraya getirilmiş ve nazmı muciz olan bir kitaptır. Bu hususiyetleri taşımamakla beraber, haberler halinde bize kadar gelene de sünnet denir148. Kısaca Kur'ân, vahyin; hadis ise, ilhamın mahsulüdür149 denilebilir.

"Peygamber (sav) size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da kaçının..."150 âyeti ve daha başka bir çok âyet151 ve bu konudaki hadisler sünnetin önemini izah eder ve ona uymanın gerekli olduğunu anlatır.

Dînî meselelerde hadisle istidlal etmek, onu Kur'ân'dan sonra dînîn ikinci kaynağı seviyesine çıkarmıştır152. Zira, "Kim Rasûl'e (sav) itaat ederse Allah'a (cc) itaat etmiş olur"153. "...Ey Rasûlüm sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara ne indirildiğini anlatasın"154 ayetleri bu hakikati göstermektedir. Sünnet, lügatte; bir şeyin cebhesine, zahirine dendiği için şeriatın tümüne de sünnet denmiştir. Sünnet bu açıdan Farz, Nedb, İbâhe, Kerahet, Tahrim kısımlarına ayrılır. Zira Rasûlullâh (sav) bunların hepsini sünnet (takib ettiği yol) edinmiştir155.

Rasûlullâh (sav) insanlığa örnek olmak için gönderildiğinden156 muhaddisler, O'nun sîret, ahlâk, haber, söz ve fiillerin -hüküm ifâde etsin veya etmesin- nakletmişlerdir157.

Bu itibarla Rasûlullâh'ın (sav) örnek alınan yönleri içinde fiillerinin önemi büyüktür.

Hz. Peygamber'ın (sav) fiillerinin örnekliğini anlatmak istediğimiz bu yazımızda kısa da olsa öncelikle masumiyetinden bahsetmek yerinde olacaktır.

a- Masumiyeti ve Fiilleri

"İsmet" kelimesinden türeyen "Masum" kelimesi lügatte, serden uzaklaştırılmış, Allah tarafından korunmuş158, menolunmuş159 gibi manalara gelir.

Istılâhda ise, çeşitli tariflerin yanında ilk devirlerde yapılan cami bir tarifte İsmet, "Allah'ın, Peygamberlerin fıtratlarını tertemiz bir şekilde yaratması sebebiyle, onları koruması, cismî ve ruhî faziletlerle teçhiz etmesi, yardımlarına mazhar kılıp ayaklarını hak yolda sabit kılması, gönüllerine huzur ve sükûnu nasib edip, kalblerini koruması ve muvaffak kılmasıdır"160 denir.

Tarifte zikredilen ilâhî himayenin tezahürü olan Hz. Peygamberin masumiyetini kısaca zikredelim.

l- Günahlardan Korunması

İslâm Ümmeti, Peygamberlerin (Aleyhimu's-Selâm) günahtan masum (korunmuş) olduğu hususunu değişik şekilde izah etmiştir. Buna rağmen onların hepsi örnek kişilerdir. Nitekim, "Onların Hidâyetine uy"161, âyeti bu gerçeği beyân etmektedir.

Hz. Peygamber (sav), gerek nübüvvetinden önce ve gerekse nübüvveti sırasında küfrü gerektiren bir fiil ve harekette bulunmamıştır162. Allah'ın ve sıfatlarını bilmemesi (Cehl) ve onlardan şüphe etmesi de kendisinde görülmemiş, böylece de korunduğu anlaşılmıştır163.

Çocukluğu sırasında, koyun güttüğü bilinmektedir. İşte bu sıralarda koyunlarını arkadaşına teslim etmiş ve arapların akşamları yapılan düğün merasimlerine iştirak etmek istemiştir. Ancak, iştirak etmek istediği merasimlere, uyuyup kaldığı için gidememiştir. İki defa vaki olan bu isteği, beşeri iradesinin mutlak mânâda var olduğunu, uyuyup kalması da, günahlardan himaye edildiğini göstermektedir164. Küçüklüğünde ve bir kere de Miracı sırasında, Cebrail tarafından manevi kalb ameliyatına tabi tutulup kalbinin yıkanması yine himaye edilmesinin sonucu olarak yapılmıştır165.

Hz. Peygamber (sav), nübüvvetinden önce ve nübüvveti sırasında büyük, küçük166 günahlardan, şahsiyetini rencide edecek her türlü söz ve fiilden uzak durmuştur. Cumhur-u fukahâ eş-Şâfiî ve Ebu Hanife bunların arasındadır167.

Peygamberlerin beşer oldukları için günaha dair bir şey yapabileceklerini söyleyenler, masumluklarının gereği olarak da, küçük günahlar dahil münker (haram) bir işi yapmayacakları hususunda icma etmişlerdir168.

Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde görülen bazı kelimelerin masumluklarına muhalif görüldüğü bilinmektedir. Bu muhalif mânâlar zahiren böyle görülmektedir. Meselâ, ed-Duhâ sûresinde bulunan "Dâllen" kelimesi, sapıklık mânâsında değil,169 vahy'in başlangıcı sıralarında ne yapacağını bilme hususunda tereddüd etmesidir. Bu tereddüt yapacağı işlerle ilgilidir. O'nun masumluğu, böyle yerlerde tereddüdünün vahyin yardımıyla izâle edilmesidir170.

2- Masumiyeti Açısından Sehiv ve Nisyanı

Hz. Peygamber'in (sav) fiillerinde sehiv ve nisyân'ın olup olmayacağı hususunda iki görüş vardır: Birinci görüşe göre, Hz. Peygamber'in gerek şeriatı tebliğ ve ahkamını tatbik ederken ve gerekse ümmetini bu yönde eğitirken yanılması muhaldir.

Hz. Peygamber (sav) bu türlü sehiv'den (yanılmadan) masumdur. Bu konudaki fiillerine kasten veya sehven muhalefet etmesi caiz olmaz. Farz-ı muhal muhalefet etseydi bu durum ona şüphe ve kusur nisbet etmeyi gerektirirdi171.

İkinci görüş de Ebu İshak, İsfehânî (ö.418/1027), fukaha ve kelâmcıların çoğunluğunun görüşüdür. Buna göre, tebliğle alakalı fiillerde ve Şer'î ahkâmda kasten olmadan sehvetmesi caizdir. Nitekim namazlarında bazen yanıldığını gösteren başlıca üç hadis-i şerif vardır172.

Birinci hadisde, Hz. Peygamber (sav) bir ikindi namazının dört rekatlık farzını iki rekat kılmış ve selâm vermişti173. İbn Buhayne'nin rivayetinde de öğle namazının iki rekatını kılıp teşehhüde oturmadan üçüncü rekata kalkmıştı174. İbn Mesud'un rivayetinde yine bir öğle namazının farzının dört rekatını kıldıktan sonra yanlışlıkla beşinci rekata kalkıp kılmışlardı. İşte bu türlü sehivleri bir kaç defa ibadetlerinde vuku bulmuştu.

Bu husustaki sehivlerinde, Allah'ın bir hikmeti olsa gerektir. O da, sehivlerin telâfisi hususunda yine Hz. Peygamber’in (sav) örnekliğini ortaya koymaktır. Sehvedecek insanlar, böylece O'nun yoluna girebilme imkanını bulurlar. Bir hakikati yaparak (fiilen) tebliğ etmek, sözlü tebliğ etmekten daha açıktır, ihtimalleri ortadan daha iyi kaldırır. Ancak burada şart olan şey, sehivde karar kılınmayıp şüphenin kalktığının bilinmesi ve hikmetinin ortaya çıkmasıdır175.

Demek ki Hz. Peygamber (sav), beşerin maruz kalacağı unutmalar ve yapacağı yanlışlıkların telafisi hususunda da ümmetine örnek olmaktadır.

b- Fiillerinin Çeşitleri Ve Örnek Oluşu

Fiil, hareket ve tesir mânâsına gelir. Ayrıca zaman içinde yapılan bir işin ifadesi olan kelimelere de fiil denir.

Hz. Peygamber'in (sav) hareket ve tesir mânâsına gelen fiillerine "Fiili Sünnet" denir176. O'nun bedeni ile işlediği her şey fiili sayılır177.

Hz. Peygamber (sav) örnek bir insan olarak gönderildiği ve örnekliği de fiillerinde tezahür ettiği için, fiillerinin hangisinin sadece kendisine mahsus olup örnek olmadığı ve hangisinin örnek olduğu misalleriyle izah edilecektir.

O'nun fiillerini beş ana başlık altında izah edebiliriz. Bu kısımları kısaca izah ederken hangi fiilleriyle örnek olduğu da beyan edilmiş olacaktır.

l- Yaratılışının Gereği veya Âdeti Olarak İşlediği Fiiller

Bunlar her insanın yapabileceği ve yaratılışın gereği olarak yapılan fiillerdir. Kalbe gelen hatıralar ve bedenin tabiî olan hareketleri gibi. Bu tür hareketleri örnek almak gerekmez.

Diğer taraftan âdeti olarak yaptığı birçok fiilleri vardır. Hz. Peygamber (sav) bu çeşit fiilleri ibadet gayesiyle yapmamıştır. Yemesi, içmesi, yemek çeşitlerinde tercih yapması, konuşması, yürümesi sırasındaki fiilleri gibi. Yapılması mubah olan bu fiililerde Rasûlullâh'a (sav) uyulursa sevap kazanılmış olur178. Zira selef Rasûlullâh'ın (sav) sevdiği her şeyi sevmişti. Hatta mubah şeylerde ve nefsin arzuladığı şeylerde de Rasûluilâh'a (sav) uymuşlardır179. Bu sebeble Enes, Rasûlullâh'ın (sav) sevdiğini bildiği için kabağı severek yiyordu. Hatta Hz. Hasan ve Abdullah, Hz. Peygamber'in (sav) hizmetçisi Selmâ'ya, O'nun sevdiği yemekleri hazırlatıp yemişler ve bu yemekleri sevmişlerdir. İbn Ömer, Rasûlullah'tan (sav) gördüğü için tabaklanmış deriden ayakkabı giymiş, sakalını sarı renkli boya ile boyatmıştı180. İşte bu nevi fiillerinin de örnek alındığı görülmektedir.

2- İşleniş Gayesi Belli Olmayan Fiilleri

Bu fiillerde Hz. Peygamber'e (sav) hangi seviyede uyulacağı hususunda ihtilaf edilmiştir. Bazı alimler Hz. Peygamber'e (sav) uymanın vacib, bazıları da müstehap olduğunu söylemişlerdir. Üçüncü bir grup da bizden ne istendiği açıklanıncaya kadar bir şey yapmamak (tavakkuf etmek) gerekir demişlerdir181. Hz. Peygamber'in (sav) Muhassab denen yerde kısa bir müddet konaklaması bu türden bir fiilidir182. Ayrıca sabah namazından sonra yan yatması, Mekke'ye çöl tarafından girmesi, Zî Tuva denen yerde gecelemesi gibi fiilleri de bu kısma girer183.

3- Mânâsı Kapalı Nasları Açıklayan Fiilleri

Bu çeşit fiillerin hükmü, beyan ettiği mücmel veya mutlak nassın hükmünün aynıdır. Şayet açıkladığı vacib ise o fiil de vaciptir. Eğer mendupsa o fiil de menduptur. Bu husus ibadetler konusunda daha çok geçerlidir. Zira, "Benden gördüğünüz gibi namaz kılın"184 hadisi ile "Hocan ibadetlerini benden alın"185 hadisi bu hususlarda Rasûlullah'a (sav) uymanın gerekli olduğunu ortaya koymaktadır186. Fıkhî ahkâmın büyük bir kısmı, bu çeşit beyan eden fiillerin mahsulüdür.

4- Kendisine Mahsus Fiiller

Hz. Peygamber'e (sav) mahsus, birçok fiilleri vardır. Ümmetinin bu fiillerde Hz. Peygamber (sav)'e uymaları gerekli değildir. Ayrıca Ö, bir çok konuda farklı sorumluluklar da yüklenmiştir. Nitekim O, visal orucunu (iftar etmeksizin arka arkaya tutulan oruç) tutmuş ve "Ben sizin durumunuzda değilim..."187 diyerek ümmetine yasak etmiştir.

Hz. Peygamber'e (sav) mahsus fiillerde, O'na uymanın gerekip gerekmiyeceği hususunda ihtilaf edilmiştir. İmâmu'l-Haremeyn, bu çeşit fiillerde "O'na uyma hususunda, mesele açıklık kazanıncaya kadar, durmak gerekir" der.

Bazı alimler de O'na mahsus şeyleri vacib, haram, mubah, ve keramet olmak üzere dört kısma ayırmışlardır. Mubah olan şeylerde O'na benzemek caiz olmaz. Dörtten fazla kadınla evlenmek gibi. O'na vacib olan şeylerde ise, O'nun gibi yapmak müstehaptır. Haramlardan kaçınmak hususunda O'na benzemek de yine müstehaptır. Meselâ kötü kokulu (soğan gibi) şeyleri O'nun yemesi haram ise de bizim için yememek sadece müstehaptır188.

5- İnsanlar Arasında Verdiği Adlî Kararlan

Bu konuda insanların O'nu örnek alması, O'nun gibi adil davranmaları ile mümkündür. Ancak bu hususda O'nu, insanlar arasında hükmetme işiyle görevli, verilecek hakları dağıtan , savaş yapan, cezaları infaz eden idareciler örnek alacak ve adaletle hükmedecektir189.

6- Bazı Fiilleri Terketmesi

Buradaki "terk"ten maksat, "fiil"in zıddı olup iş yapmamaktır. Fiilin mukabili olan "terk" değildir. Zira bu nehiy'dir. "Nehiy", haram olan bir fiilden vazgeçmektir. "Terk" ise, bir şeyi yerinde bırakmak ve ondan uzak durmaktır190.

Bir fiili terketmek bazen dînen bir vazife sayılır ve bunu yapan bir sevap kazanır. Bundan dolayı "terk" de bir fiil sayılmıştır191. Hz. Peygamber'in (sav) ne gaye ile terkettiği bilinirse bu suretle O'na uyulur192. Şayet Hz. Peygamber (sav) bir şeyi mubah iken terkettiyse bizim de o şeyi terketmemiz mubahtır193. Demek ki fiili terk hususunda da yine O'na uymak daha evladır.

Bu arada şunu da zikredelim ki, fıkhın kaynaklarından birisi de Hz. Peygamber'in (sav) terkettiği şeyler hakkında veya yapmadığı bilinen şeyler hususundaki malumatlardır194.

Rasûlullâh (sav) bazı fiilleri terketmesi birçok sebeb ve hikmete mebnidir. Meselâ Ramazan ayında cemaatla teravih namazını üç veya dört akşam kıldıktan sonra cemaata çıkmamıştır. Sorulduğunda, "ashabın arzusu doğrultusunda farz olur diye korktum. Zira farz olursa belki herkesin buna gücü yetmeyebilir" demiştir195.

Netice

Rasulullah’ın (sav) örnekliği, sadece asrındaki insanlara mahsus olmayıp, kıyamete kadar geçerlidir. Zira O (sav), Peygamberlerin sonuncusudur196. Örnekliğini beyan eden âyet-i kerimeyi197, bir asra tahsis etmek, ahir zaman Peygamberi olduğu inancına ters düşer.

Nasıl ki, getirdiği Dînîn esasları olan Kur'ân ve Sünnet, diğer kıyas ve icma gibi delillerle her asrın sayısız olaylarına cevap verme genişliğine sahip olmuştur; öyle de, fiilleri asırlarca örnek alınacak genişliğe sahip olmaktadır. Ayrıca, fiillerinin çeşitlerinden bahsederken gördüğümüz üzere her çeşit fiilinde O'na uymak mecburiyeti yoktur. Birçok sahada serbest hareket etme imkanı vardır. Bunlar mubah sayılan ve hayatın büyük bir kısmını kaplayan sahalardır.

Hz. Peygamber'in (sav) fiil ve davranışlarındaki genişliğini bir misâl ile açıklayalım: O, yolculukta yakın mesafelere merkeple, uzaklara deve ile seyahat etmiş, harp meydanında kararlılığını göstermek için katıra binmiş, tehlikeli anlarda da daha çevik bir vasıta olan at ile sefere çıkmıştır. Giyim ve kuşamında, diğer hallerinde de kendi maslahatı ve ümmetinin maslahatının gerektirdiği şekilde hareket etmiştir198.

En ayrıntılı günlük işlerinde dahi şartların gerektirdiği kolaylığa karşı çıkmamıştır. Meselâ taharet yaparken taş ve suyu birlikte kullandığı gibi sadece biriyle de temizlik yapmıştır. Aslında bu hususta sünnet temizlik yapmaktır199.

Şartların gerekli kıldığı zaman beyaz entari giyen Rasûlullah (sav)200 geniş pantolon diyebileceğimiz serâvili satın almakla onu da tasvip etmişti201. Günümüzün insanı entari giydiği zaman Rasûlullah'a (sav) uyduğu gibi, geniş ve uzuvlarını belli etmeyen pantolon giydiğinde de Rasûlullah'in (sav) tasvibini kazanmış olacaktır.

Anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (sav) bir beşer olarak, değişik şartlar altında değişik fiil ve davranışlarda bulunmuştur202.

O'nun emirleri de böyledir. Uhud savaşında kınlan Hz. Ali'nin koluna, abdest alırken meshetmeyi emrettiği gibi, asrımızda da kınlan kollara abdest alırken meshetmek aynı emrin gereğidir203.

Hz. Peygamber'in (sav) hayatı incelendiğinde öyle çeşitli vasıflar ve öyle şümullü ahlâk ve çok hasletlerle karşılaşılacaktır ki, bunların hepsini tarih boyunca bir başka insanda görmek mümkün değildir204. Bundan dolayı asr-ı saadette, ashabı tarafından örnek alınan Hz. Peygamber (sav), günümüzde de ümmeti tarafından da örnek alınacak, emirleri tutulup, yasak ettiği şeylerden kaçınılacaktır. Dünyâ ve âhiretin saadeti de buna bağlıdır.


--------------------------------------------------------------------------------

139 İbn Manzur, Lisânu'l-Arab XIII, 221-226 Beyrut 1968

140 es-Sarahsî, Usûlü’s-Sarahsî I,113 Beyrut t.,siz.

141 Bir benzeri yapılamayan. Ebu Zehra Fıkıh Usûlü (trc. Abdülkadir Şener) s.73 Ank. 1979.

142 el-Amidî, el-İhkâm I,156 Kahire 1966

143 Subhi es-Salih, Ulûmu'l-Hadis s.3 Beyrut 1969

144 es-Suyûtî, Tedribu'r-Râvî I, 41 Mısır 1966

145 Ulûmûl-Hadis, Beyrut 1979

146 Sevyid Sülyeman Nedvî, (trc. O. Keskioğlu) Hz. Muhammed Hakkında Konferanslar s. 111 Ank.1974; Ebu Davud, Sünen V.10-11

147 İbn Hazm; el-İhkâm 1.87, MI Mısır t.siz.

148 Subhî es-Sâlih, a.g.e. s. 302

149 Kur'ân, el-Haşr suresi, 7

150 Kur'ân, en-Nisâ, 80; Âl-i İmran Suresi, 31; en-Necm, 3-4

151 Sübhî es-Sâlih. a.g.e. s.29

152 Kur'ân. en-Nisâ 80; en-Nahl. 44

153 İbn Hazm, el-İhkâm'l,43

154 Kur'ân, el-Ahzâb, 21

155 es-Siba'î, a.g.e. s.49

156 el-Matnzî, Ayatu İtâbi'l-Mustafa s.17 Kahire t.siz

157 Heyet el-Mucemu'l-Kebir II,612 Tahran t.siz.

158 İbn Manzur, a.g.e. XII, 403

159 Kur'an, el-En'âm, 90

160 el-Matrizî, a.g.e. s.32-33

161 el-Kâdîlyâz, a.g.e. II,257

162 el-Matrizî, a.g.e. s. 36

163 Müslim, I, 147 h.no: 162

164 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II,327

165 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II,329

166 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II,330

167 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II, 332

168 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II, 263

169 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II, 264

170 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II, 265

171 el-Kâdî İyâz, II, 340-341

172 el-Kâdî İyâz, a.g.e. H, 341

173 el-Buharî, Ezan, 68 (I,175)

174 İbn Mâce, İkâmetu's-Salât, 131 (I, 381)

175 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II, 345

176 el-Arûsî, Efâlu'r-Rasûl, s. 36 Cidde 1984

177 el-Kâdî İyâz a.g.e 38

178 el-Arûsî a.g.e. s. 148-150

179 el-Kâdî İyâz a.g.e. II, 61

180 el-Kâdî İyâz a.g.e II, 61-62; Daha geniş bilgi için bakz. İbrahim Bayraktar, Hz. Peygamber'in Şemaili; İstanbul - 1990.

181 el-Arûsî a.g.e. s. 154-159

182 el-Arûsî a.g.e. s. 163

183 el-Arûsî a.g.e. s. 146

184 el-Buhârî, Ezan. 18 (I, 55)

185 Müslim, Hac, 310 (II, 943)

186 el-Arûsî a.g.e. s. 164-65

187 el-Buhârî. es-Savm, 48 (H, 242)

188 el-Arûsî a.g.e. s. 168

189 el-Arûsî a.g.e. s. 174-75

190 el-Arûsî a.g.e. s. 208

191 el-Arûsî a. yer.

192 es-Serâhsi, Usûlüs-Serahsî, II,

193 el-Arûsî a.g.e. s. 215

194 el-Arûsî a.g.e. s. 211

195 el-Buhârî, Kusûf, 55 (II, 44)

196 Kuran, el-Ahzâb, 40

197 Kur'an, el-Ahzâb, 21

198 el-Kâdî İyâz, a.g.e. II,446

199 et-Tahâvî, Hâşiyetu âlâ Merâkı l-Felâh, s. 36, Mısır 1970; İbn Abidin, I, 226; Beyrut - ts.

200 Ebu Dâvud, Libâs, 3(IV, 312) Hımış- 1969-71

201 İbn.Mâce, Libâs, 12 (II, 1185, h.no: 3578).

202 el-Kâdî İyâz, a.g.c. II,447

203 el-Kasâni, Bedaiu's-Sanâ'î, I, 13 (Beyrut 1974).

204 Seyyid Süleyman Nedvî, a.g.e., s.117-118

Yorum Yaz